Efenim küçüklüğümden beri pazarları çok severim tabi o zamanlar benim için eğlence alanıydı pazarlar:)Artık pazarda alışveriş yapılmıyor büyük marketlerde istediğiniz her şey mevcut bu yüzdende daha yorucu olmadığı için insanlar genelde marketten alışveriş yapıyor.Bizde nadiren arkadaşlarla sosyete pazarına gideriz:)Pazarın ayrı bir atmosferi vardır.Elinizde poşetlerle bağıran esnafın tezgahlarının arasında gezmek yorucu olsada zevkli.
Hafta sonu sırf sizin için bizim mahellede ki pazara gittim piyasa araştırması yapmak için.:))Heryerde kurulan semt pazarlarından .Öncelikle kıyafetlerin çantaların arasına daldım .Kaliteli olmasada güzel çantalar vardı .Fiyatlarıda çok uygun 10-15-20-25 TL arası değişiyor.Zımbalı ,taşlı,boncuklu çantalar yine moda.:)
Daytların ,kotların üzerine giymek için güzel bluzlar kazaklar vardı .Sadece 10 lira.:)Tam dört tane aldım kkkkkk.Fotoğraf çekmek de 5 liraymış satıcı amca öyle dedi..):):)
Pazarın bi köşesinde teyzem tezgah açmış patiklerini satmak için .El emeği göz nuru.Kışın sıcacık tutar.:)
Pepeli ,Caillocu(kayuluuuuu) çoraplar minikler için vazgeçilmez .:)Tane 1 lira.:)
Pazarda ne ararsanız var .Bir ara gözüme süpürge makinası için toz torbası satan bi tezgah çarptı şok oldum.:)
Bi yerde de kantaron bitkisi satılıyordu .Hatta amca faydalarını bile kağıda yazmış koymuş.Mide ve sindirim sistemine iyi geliyormuş.İştah açıyormuş,sinir bozukluğuna iyi geliyormuş,vücudu kuvvetlendiriyormuş...daha da sayamadığım bir sürü faydalı şeyler.Amca kağıda yazmış yetmemiş birde anlatıyor uzun uzunnnnn.:)Çayını yapıp içecekmişiz amcanın dediğine göre.
Bu bitkide şeker ve tansiyona iyi geliyormuş ama adını unuttum yavvv neydi ki .:):):)
Şunların güzelliğine bakarmısınız.:):)Amca bağırıyor "ALAN Bİ PİŞMAN ALMAYAN BİN."İşte efenim pazar gezmemiz bu kadardı. Çok güzel vakit geçirdik ama insanda bi şey almadan gidemiyor ki elimiz kolumuz dolu evin yolunu tuttuk.Sizde bu aralar pazara bi göz atın isterseniz:)
27 Kasım 2013 Çarşamba
"Sen kilo mu aldın?"
Efenim yine diyete girdim bugün:(Herkes pazartesi başlar ben çarşamba:)Ama bir sorun aa dostlar niye çarşamba diye .Bugün sanki bütün evren bana zayıflamam için mesaj gönderdi .:)Artık dayanamadım daaa hemmen kilo vermeliyim.Olayı şöyle özetlersem:
Sabah bizim bakkala ekmek almaya gittim.Ekmek ,simit aldım kasada parayı ödeyeceğim bizim bakkal amca poşete 3-4 tane çikolata attı.Ben tam gerek yok almayacağım demeye getiriyordum ki bakkal amca "al al sen çok yersin seversin"dedi.Şimdik normalde bakkal amcanın yaptığı her zamanki şey hatta parada almaz ikram eder.Markete gittiğinizde kasiyerin "al şurdan çikolata seversin"dediği görülmemiştir ki diyemez hatta yüzünüze bakmaz.Bakkalı, bakkal amcaları çok seviyorum ki çikolataya da bayılırım ama ben "çok yersin" lafına bi alındım anlatamam.Çok yiyorum ki bakkal amca bile anlamış ya diye düşündüm.Neyse moralimi bozmadan eve geldim ki annem nalet tv yi açmış ve sabah programlarının birinde bende dahil çoğu kişinin yaptığı "karatay diyeti"nin icadı Canan Karatay var.Kadın anlatıyorda anlatıyor .Yok efenim kebap yiyerek zayıflanırmışta,tereyağ yemek kilo aldırmazmışta arkedeş ben her öğün kebap yesem heralde yürümem artık yuvarlanırım topaç olurum:)
Öğleden sonra misafir geldi.Annemin samimi bir arkadaşı ki bende Münibe teyzeyi çok severim.Bayadır görmüyordum kendisini.Peki Münibe teyze beni görür görmez ne dedi "aaaaa nefce kilo mu aldın sen" tabi benim moralim yerlerde yüzüm bi asıldı ki anlatamam. Ben hemen savunmaya geçtim işte bende kansızlık varda B-12 eksikliği varda filan filan.Kadın hiç inanmış gibi gelmedi bana ya neyse .
Akşam üzeri karşı komşumuzun kızıyla arkadaşı geldi .Ödevleri varmış anlamamışlar nefce abla bize yardım edermisin dediler .Yanında ki arkadaşı ne dese beyenirsiniz"abla senin gibi çokkkkk büyümek için kocaman olmam için ne yapmalıyım"kkkkkkkkkkk.Şimdik bu velet boyum çok uzunda ona mı dedi diye kendimi teselli etmeye çalıştım ama olmadı.Bak çocuğum bak evladım öyle deme devir zaten obeziteye doğru gidiyor sende ilerde obez falan olursun sanada böyle şeyler söylerler moralin bozulur diyemedimmmm ben onuuuuuu.
Tüm bunların sonunda ben anladım ki kilo almışım ama hala tartıya çıkmaya korkuyorum.Nerdeeeeeee yeşil çayımı getirin bana ,zayıflatma kemeri .kepek ekmeğimiiiiiii...To be continue..
Sabah bizim bakkala ekmek almaya gittim.Ekmek ,simit aldım kasada parayı ödeyeceğim bizim bakkal amca poşete 3-4 tane çikolata attı.Ben tam gerek yok almayacağım demeye getiriyordum ki bakkal amca "al al sen çok yersin seversin"dedi.Şimdik normalde bakkal amcanın yaptığı her zamanki şey hatta parada almaz ikram eder.Markete gittiğinizde kasiyerin "al şurdan çikolata seversin"dediği görülmemiştir ki diyemez hatta yüzünüze bakmaz.Bakkalı, bakkal amcaları çok seviyorum ki çikolataya da bayılırım ama ben "çok yersin" lafına bi alındım anlatamam.Çok yiyorum ki bakkal amca bile anlamış ya diye düşündüm.Neyse moralimi bozmadan eve geldim ki annem nalet tv yi açmış ve sabah programlarının birinde bende dahil çoğu kişinin yaptığı "karatay diyeti"nin icadı Canan Karatay var.Kadın anlatıyorda anlatıyor .Yok efenim kebap yiyerek zayıflanırmışta,tereyağ yemek kilo aldırmazmışta arkedeş ben her öğün kebap yesem heralde yürümem artık yuvarlanırım topaç olurum:)
Öğleden sonra misafir geldi.Annemin samimi bir arkadaşı ki bende Münibe teyzeyi çok severim.Bayadır görmüyordum kendisini.Peki Münibe teyze beni görür görmez ne dedi "aaaaa nefce kilo mu aldın sen" tabi benim moralim yerlerde yüzüm bi asıldı ki anlatamam. Ben hemen savunmaya geçtim işte bende kansızlık varda B-12 eksikliği varda filan filan.Kadın hiç inanmış gibi gelmedi bana ya neyse .
Akşam üzeri karşı komşumuzun kızıyla arkadaşı geldi .Ödevleri varmış anlamamışlar nefce abla bize yardım edermisin dediler .Yanında ki arkadaşı ne dese beyenirsiniz"abla senin gibi çokkkkk büyümek için kocaman olmam için ne yapmalıyım"kkkkkkkkkkk.Şimdik bu velet boyum çok uzunda ona mı dedi diye kendimi teselli etmeye çalıştım ama olmadı.Bak çocuğum bak evladım öyle deme devir zaten obeziteye doğru gidiyor sende ilerde obez falan olursun sanada böyle şeyler söylerler moralin bozulur diyemedimmmm ben onuuuuuu.
Tüm bunların sonunda ben anladım ki kilo almışım ama hala tartıya çıkmaya korkuyorum.Nerdeeeeeee yeşil çayımı getirin bana ,zayıflatma kemeri .kepek ekmeğimiiiiiii...To be continue..
26 Kasım 2013 Salı
Şehidimin Ağacı
Efenim kaç günlerdir bu yazıyı blogumda paylaşmak istiyordum kısmet bu güneymiş.Ankara'nın hamamlarıyla ,piknik alanlarıyla meşhur ilçesi Kızılcahamam'ı bilenler bilir.Bizde annemlerle bir gün yapılır yapılmaz Kızılcahamam da ki "şehit ağacını" ziyarete gittik.
Şehit ağacı aynı zamanda heykeltıraş olan Dr.Derviş Özer tarafından düşünülüp gerçekleştirilmiş bir projedir.
Tatile giderken Derviş Özer ve ailesi Afyon da mola verir.Çay bahçesine kalabalık bir grup insan gelir o sırada,üstleri başları perişan ,alayı gariban,ağlamaktan gözleri şişmiş..."Hayrola" der.Şehit cenazesi taşıyan köylülerdir.
O sgün 3 yaşında olan ve ortalıkla neşeyle hoplayan,zıplayan kızına bakar birde köylülere...Bir yanda saçının telini dünyaya değişmeyeceği evladı ,bir yanda evladını vatan için toprağa vermiş baba...
Utanır....
"Bi şey yapmalıyım"der.
"Bu çocukları ölümsüzleştirmeliyim." der.
Künyeleri almak için ermeni bir ustaya gider.Ermeni usta "Paslanmamalı künyeler,evlatlarımız ebediyete kadar
Şehit ağacı aynı zamanda heykeltıraş olan Dr.Derviş Özer tarafından düşünülüp gerçekleştirilmiş bir projedir.
Tatile giderken Derviş Özer ve ailesi Afyon da mola verir.Çay bahçesine kalabalık bir grup insan gelir o sırada,üstleri başları perişan ,alayı gariban,ağlamaktan gözleri şişmiş..."Hayrola" der.Şehit cenazesi taşıyan köylülerdir.
O sgün 3 yaşında olan ve ortalıkla neşeyle hoplayan,zıplayan kızına bakar birde köylülere...Bir yanda saçının telini dünyaya değişmeyeceği evladı ,bir yanda evladını vatan için toprağa vermiş baba...
Utanır....
"Bi şey yapmalıyım"der.
"Bu çocukları ölümsüzleştirmeliyim." der.
Künyeleri almak için ermeni bir ustaya gider.Ermeni usta "Paslanmamalı künyeler,evlatlarımız ebediyete kadar
ışıl ışıl parlamalı"der.Paslanmayan künyeleri zarar edeceği fiyata Derviş Bey e verir.(www.hurriyet.com/yılmaz özdil)
Daha sonra proje kızılcahamam belediyesi işbirliğiyle Şehit Fatih Duru parkına bir ağaç koyularak üstüne künyeleri tek tek asarak gerçekleştirilir.
Şehit ağacı binlerce şehidimizin künyelerini gururla taşımaktadır.Işıl ışıl parlamaktadır.Rüzgar estiğinde künyelerin çıkardığı ses şehit analarının ağlarken yaktığı ağıt gibi gelebilir ve hüzün dalgasının içine doğru sürükler.
Yaprak misali sallanan bu künyeler kar kış gelsede asla sararıp solup dökülmeyecek tıpkı şehit analarının yüreğinde yanan asla sönmeyecek olan kandil gibi.Eğer yolunuz kızılcahamama düşerse şehit ağacını mutlaka ziyaret etmelisiniz.
Yaprak misali sallanan bu künyeler kar kış gelsede asla sararıp solup dökülmeyecek tıpkı şehit analarının yüreğinde yanan asla sönmeyecek olan kandil gibi.Eğer yolunuz kızılcahamama düşerse şehit ağacını mutlaka ziyaret etmelisiniz.
I'm Cyborg But That's Ok
Efenim dün vizem olmasına rağmen oturdum bi film izledim gece ama siz olun arkadaşlar sınava çalışmadan benim yaptığımı yapmayın sınavınız kötü geçince pişman oluyor insan ama filmi izlediğime o kadar memnunummmmmmmmm ki anlatamam .Gece gece hem çok güldüm hem de derin düşüncelere daldırdı beni bu film.Peki bu filmin adı ne mi?
"I'm Cyborg but That's Ok " filmimizin adı.
İzlerken bu deli saçması filmde ne böyle dedim ve aynı zamanda çok anlamlıymış gerçekten filmi yapanlar bi şeyler anlatmak istemiş ama biraz absürd bi yolla diye düşündüm.Filmimize gelirsek Güney Kore yapımı bir film ve ödüllü bir sanat filmi hatta 26.İstanbul Film Festivalinde de gösterilmiş.Filmin konusu ;akıl hastanesinde ki hastaların yaşamından bahsediyor .Olay örgüsü kızımız young goon ve Park ıl-soon un etrafında gelişiyor.
Başrol kızımız young-goon un akıl hastanesine sevk edilmesiyle filmimiz başlar.Young bir akıl hastasıdır çünkü kendinin "sayborg"( robot ya da makine) olduğunu söylemektedir.Radyosuyla konuşuyor hatta bütün makinelarla çok iyi anlaşıyor .Özellikle kahve makinesiyle çok sıkı DOST :))))Ananesi de akıl hastanesine yatırılıyor çünkü oda bir sayborg olduğunu düşünüyor.Young da beyaz önlüklülerden(doktorlardan:)) ananesini kurtarmak istiyor fakat bunun için aynı zamanda enerjisi tüketmemesi gerekiyor ve radyonun söylediği gibi beyaz önlüklüleri öldürüp nenesini kurtarmak için 7 günahtan uzak durması gerekiyor .Bu günahlar:merhamet etme,pişmanlık duyma,hayal kurma...
Galiba robotlarda hayat tam tersine işliyor .Bizde bi insanı insan yapan özellikler bu 7 günah aslında :)Young da merhametinden kurtulmak için hırsız olan bi diğer akıl hastası Park ıl sun dan merhamet duygusunu çalmasını ister:)
Park bir hırsızdır fakat bizim bildiğimiz hırsızlardan değil televizyon ,para ,araba ,altın gibi değerli eşyaları çalmıyor.Örneğin PERŞEMBE yi çalıyor:):):)İnsan perşembeyi nasıl çalar ki diyor young ama perşembe günleri hep giydiği iç çamaşırı kaybolunca anlıyor ki perşembe çalınmış:):):):)
Park bütün hafta içini çalsa ne kadar güzel olur dimi:)
Park küçülüp yok olmamak için hep birilerinin bi şeyini çalmak istiyor çünkü motosiklet çalıp mahkemede yargılandığı sırada hakim Park'a "küçülüp yok olacaksın seni adi adam " diye hakaret ediyor .Zaten Park'ın varlığı babasının umrunda değil hatta anneside terk etmiş onu diş fırçasını yanına alarak .Park sıkıntılı ve ya korktuğu zamanlarda neden dişlerini fırçalıyor derisiniz?
Başka bir akıl hastası olan kibar adamın kibarlığını çalıyor Park.Adam o kadar kibar ki insanlara sayğısından hep geri geri yürüyor ,bir sorun ve ya tartışma olsun kendinden biliyor ve özür diliyor çünkü hastaneye yatmadan önce zincirleme bir trafik kazasına sebep olmuş kazadan sonra herkesden özür dilemiş ama o kadar çok tekrarlamış ki bunu kafayı yediğini düşünüp akıl hastanesine yollamışlar.Park bu adamın kibarlığını çalınca adam kaba saba küfür eden bi adama dönüşüyor:):):)
Young' un merhameti Park'a geçtikten sonra ne oluyor peki tabi ki sayborg olan young-goon bir taramalı tüfeğe dönüşüyor ve bütün beyaz önlüklüleri öldüyor yani öyle hayal ediyor :):):):)Peki bundan pişman olan ve en çok üzülen Park oluyor.
Merhametinizin çalındığını hayal edin ya da memnun olmadığınız bir duygunuz .Keşke umutsuzluklarım çalınsa ya da karamsarlığım ,üzüntülerim,ağlamalarım.Peki bunlar çalınsa ben ben olurmuyum benden geriye ne kalır dimi.Ama tembelliğimi çalsa gıkımı çıkarmam aa dostlar.:):)
Young'un robot olduğu için yemek yememesi sonucu yataklara düşüyor hasta oluyor ,enerjisi kalmıyor.Yemek yerse bozulacağını düşüyor.:)Kızımıza artık aşık olan Park bu duruma çok üzülüyor ve onun için yemeği sitatik enerjiye dönüşterecek ve böylece kızı şarz edecek bi alet tasarlıyor ve kızın içine kuruyor .:)Bozulsada garantili olduğunu da söylemeyi ihmal etmiyor:)Kızımız bütün enerjisini topluyor.
Filmin sonu mu sonu ise açık uçlu.
Filmi kesinlikle tavsiye ederim.Aslında deli diye nitelendirdiğimiz insanların neden böyle davrandıklarını kısmen anlatmaya çalışan ve hatta normal insanlardan bile daha akıllı olduklarını bize gösteren hemde bunu görsel şöleni etkileyici ,hayal gücünün tavan yaptığı birde promosyon olarak aşkında anlatıldığı bir sinema şöleni olmuş.Bu deli saçması filmi izlemelisiniz.To be Continue...
"I'm Cyborg but That's Ok " filmimizin adı.
İzlerken bu deli saçması filmde ne böyle dedim ve aynı zamanda çok anlamlıymış gerçekten filmi yapanlar bi şeyler anlatmak istemiş ama biraz absürd bi yolla diye düşündüm.Filmimize gelirsek Güney Kore yapımı bir film ve ödüllü bir sanat filmi hatta 26.İstanbul Film Festivalinde de gösterilmiş.Filmin konusu ;akıl hastanesinde ki hastaların yaşamından bahsediyor .Olay örgüsü kızımız young goon ve Park ıl-soon un etrafında gelişiyor.
Başrol kızımız young-goon un akıl hastanesine sevk edilmesiyle filmimiz başlar.Young bir akıl hastasıdır çünkü kendinin "sayborg"( robot ya da makine) olduğunu söylemektedir.Radyosuyla konuşuyor hatta bütün makinelarla çok iyi anlaşıyor .Özellikle kahve makinesiyle çok sıkı DOST :))))Ananesi de akıl hastanesine yatırılıyor çünkü oda bir sayborg olduğunu düşünüyor.Young da beyaz önlüklülerden(doktorlardan:)) ananesini kurtarmak istiyor fakat bunun için aynı zamanda enerjisi tüketmemesi gerekiyor ve radyonun söylediği gibi beyaz önlüklüleri öldürüp nenesini kurtarmak için 7 günahtan uzak durması gerekiyor .Bu günahlar:merhamet etme,pişmanlık duyma,hayal kurma...
Galiba robotlarda hayat tam tersine işliyor .Bizde bi insanı insan yapan özellikler bu 7 günah aslında :)Young da merhametinden kurtulmak için hırsız olan bi diğer akıl hastası Park ıl sun dan merhamet duygusunu çalmasını ister:)
Park bir hırsızdır fakat bizim bildiğimiz hırsızlardan değil televizyon ,para ,araba ,altın gibi değerli eşyaları çalmıyor.Örneğin PERŞEMBE yi çalıyor:):):)İnsan perşembeyi nasıl çalar ki diyor young ama perşembe günleri hep giydiği iç çamaşırı kaybolunca anlıyor ki perşembe çalınmış:):):):)
Park bütün hafta içini çalsa ne kadar güzel olur dimi:)
Park küçülüp yok olmamak için hep birilerinin bi şeyini çalmak istiyor çünkü motosiklet çalıp mahkemede yargılandığı sırada hakim Park'a "küçülüp yok olacaksın seni adi adam " diye hakaret ediyor .Zaten Park'ın varlığı babasının umrunda değil hatta anneside terk etmiş onu diş fırçasını yanına alarak .Park sıkıntılı ve ya korktuğu zamanlarda neden dişlerini fırçalıyor derisiniz?
Başka bir akıl hastası olan kibar adamın kibarlığını çalıyor Park.Adam o kadar kibar ki insanlara sayğısından hep geri geri yürüyor ,bir sorun ve ya tartışma olsun kendinden biliyor ve özür diliyor çünkü hastaneye yatmadan önce zincirleme bir trafik kazasına sebep olmuş kazadan sonra herkesden özür dilemiş ama o kadar çok tekrarlamış ki bunu kafayı yediğini düşünüp akıl hastanesine yollamışlar.Park bu adamın kibarlığını çalınca adam kaba saba küfür eden bi adama dönüşüyor:):):)
Young' un merhameti Park'a geçtikten sonra ne oluyor peki tabi ki sayborg olan young-goon bir taramalı tüfeğe dönüşüyor ve bütün beyaz önlüklüleri öldüyor yani öyle hayal ediyor :):):):)Peki bundan pişman olan ve en çok üzülen Park oluyor.
Merhametinizin çalındığını hayal edin ya da memnun olmadığınız bir duygunuz .Keşke umutsuzluklarım çalınsa ya da karamsarlığım ,üzüntülerim,ağlamalarım.Peki bunlar çalınsa ben ben olurmuyum benden geriye ne kalır dimi.Ama tembelliğimi çalsa gıkımı çıkarmam aa dostlar.:):)
Young'un robot olduğu için yemek yememesi sonucu yataklara düşüyor hasta oluyor ,enerjisi kalmıyor.Yemek yerse bozulacağını düşüyor.:)Kızımıza artık aşık olan Park bu duruma çok üzülüyor ve onun için yemeği sitatik enerjiye dönüşterecek ve böylece kızı şarz edecek bi alet tasarlıyor ve kızın içine kuruyor .:)Bozulsada garantili olduğunu da söylemeyi ihmal etmiyor:)Kızımız bütün enerjisini topluyor.
Filmin sonu mu sonu ise açık uçlu.
Filmi kesinlikle tavsiye ederim.Aslında deli diye nitelendirdiğimiz insanların neden böyle davrandıklarını kısmen anlatmaya çalışan ve hatta normal insanlardan bile daha akıllı olduklarını bize gösteren hemde bunu görsel şöleni etkileyici ,hayal gücünün tavan yaptığı birde promosyon olarak aşkında anlatıldığı bir sinema şöleni olmuş.Bu deli saçması filmi izlemelisiniz.To be Continue...
25 Kasım 2013 Pazartesi
"Biz bu oyunu bozarız"
Efenim bugün evdeydim dersim yoktu.Bende
televizyonun karşısında yatayım aylaklık edeyim dedim.Havada kasvetliydi zaten
artık kış geldi malum.P.C yi bile açasım gelmedi .Haftasonları bakarım bazen tv
ye ama hafta içi tv ye bakmak hiç de iyi fikir değilmiş.Gündüz kuşağı çok
sıkıcı ve komik gerçekten.
İlk açtığım kanalda “arka sokaklar” dizisi vardı.Bu
dizi yıllardır nasıl devam ediyor anlamış değilim.Biz sesimizi çıkarmadıkça
böyle yapımları tv den kaldırmamaya bu tarz proğramlarla bizi uyutmaya
çalışıyorlar.
Dizi o kadar komik ki anlatamam sanki küçük çocuklar
kendi aralarında evcilik oynar gibi dizi çeviriyolar.Hep aynı senaryoyu ısıtıp
ısıtıp önümüze koyuyorlar .Sende o kadar laf ediyosun ama izlemişin
diyebilirsiniz hakkaten oturdum izledim. Bir şarkıyı sevmezsiniz ama heryerde
çalar bi bakmışınız şarkının sözlerini ezberlemişsiniz benimkide o hesap:D Ablamla
gülmekten öldük bi yerden sonra dayanamadık kapattık:D
Zapladım daha sonra ama zaplamaz olaydım bu seferde
karşıma malum hepimizin bildiği evlenme proğramı çıktı.Stüdyodaki herkes oyun
havası oynuyor:D Sonra olaylar nasıl gelişti ben anlamadım birbirine talip olan
iki kişi kavga etmeye başladı.Beyfendi elektrik alamamış(fişi çekilmiştir
belki:D) yinede biçay içmek istemiş ama bayan aradığı kişi değilmiş
,kiloluymuş,saygısızmış,gezmeye düşkünmüş...falan filan.Yazıktır ki oraya çıkan
kadına hakaret ediliyor.Sunucu rahatsız olmuş gibi davranıyor ama eminim ki
iler ki programda aynı şey tekrarlanır yani bunun önüne geçilemez.Oraya
gerçekten evlenmek istediği için ,yalnızlıktan sıkıldığı için gelen kişilerde
vardır ama onlarda amacına ulaşamıyor.
Hep böyle kötü yapımlarda olmuyor nadirde olsa
kaliteli yapımlar var .Bir L&M(Leyla ve mecnun) vardı bilenler bilir.İyi
bir yapımdı ama onuda yayından kaldırdılar.Biz tv izleyicilerine kaliteli
yapımları da çok görüyolar böyle saçma showlar bizi uyutmaya çalışıyorlar ama”
BİZ BU OYUNU BOZARIZ”:D
Reklam sloganında dediği gibi “elimizdekilerle
yetinmeyip daha fazlasını mı istek”.To be continue...
24 Kasım 2013 Pazar
Komşuda pişer bize de düşer:)
Efenim malum aşure ayındayız bu yüzden komşularımız saolsun eve gelen aşurenin hesabı yok :)Hatta kampüste bile aşure dağıttılar geçen hafta:)Tabi anne eli değmiş aşureyi hiç bir aşureye değişmem :DAnnemde dedi bizde yapalım ki ailecek aşurenin hastasıyızdır :)Aşure ayı bahane aşure yemek şahane diyerek bizde bugün annemle aşure yaptık daha doğrusu annem yaptı:) Şimdik aşure nasıl yapılır tarifini vereceğim annemden aldım sakın korkmayın yapın :DD
Nohut,fasulye,göce akşamdan ıslatılır.Ertesi sabah ıslattığın baklagilleri düdüklüye koyuyoruz ayrıca içine kaysı (kuru kaysı ),kuru üzüm ,kuru incir koyuyoruz :) Tabiki düdüklüye koymadan yıkıyoruz.Malzemelerin üstünü kapatacak şekilde su koyuyoruz .Ocağa koyup yirmi dakka düdüklüde kaynatıyoruz .Piştikten sonra ağzını açıp portakal kabuğu rendeliyoruz ve şekerini (göz kararı olarak fazla olmayacak tatlandıracak kadar olcak)koyup bir taşımlık kadar kaynatıyoruz.Ocağın altını kapatıp kaselere servis ediyoruz.
Daha sonra isteğe bağlı olarak üstüne ceviz ve nar koyuyoruz süslemek için :)Özellikle nar çok yakışıyor aşureye.Komşumuz fıstık koymuş ama yemişlerden ceviz daha lezzet katıyor.Ama fıstık koycaksanızda baklagillerle haşlamayınız çünkü aşurenin suyunu karartıyor.Ayrıca çok az tarçında serpebilirsiniz eğer seviyorsanız tarçın:)Afiyet olsun:)Komşularınıza da dağıtmayı unutmayın:DYa da yurtta kalan arkadaşlarınıza :D
Nohut,fasulye,göce akşamdan ıslatılır.Ertesi sabah ıslattığın baklagilleri düdüklüye koyuyoruz ayrıca içine kaysı (kuru kaysı ),kuru üzüm ,kuru incir koyuyoruz :) Tabiki düdüklüye koymadan yıkıyoruz.Malzemelerin üstünü kapatacak şekilde su koyuyoruz .Ocağa koyup yirmi dakka düdüklüde kaynatıyoruz .Piştikten sonra ağzını açıp portakal kabuğu rendeliyoruz ve şekerini (göz kararı olarak fazla olmayacak tatlandıracak kadar olcak)koyup bir taşımlık kadar kaynatıyoruz.Ocağın altını kapatıp kaselere servis ediyoruz.
Daha sonra isteğe bağlı olarak üstüne ceviz ve nar koyuyoruz süslemek için :)Özellikle nar çok yakışıyor aşureye.Komşumuz fıstık koymuş ama yemişlerden ceviz daha lezzet katıyor.Ama fıstık koycaksanızda baklagillerle haşlamayınız çünkü aşurenin suyunu karartıyor.Ayrıca çok az tarçında serpebilirsiniz eğer seviyorsanız tarçın:)Afiyet olsun:)Komşularınıza da dağıtmayı unutmayın:DYa da yurtta kalan arkadaşlarınıza :D
23 Kasım 2013 Cumartesi
Kop kop yandan yandan kop koppp
Efenim yine bir pucca kitabı ve yine gülme krizleri :))ablam deliymişim gibi bakıyor artık kendi kendime kahkaka attıkça.Eğlenmek gülmek için okuyorum.Tabi ki bazen de üzüldüğüm yerler oluyor kitapta ve düşünüyorum da yine bu kitabı tam zamanında aldım hiç bir şey tesadüf değil şimdi şöyle ki çoğu zaman her kitapta yaşadığım şeyler adına bişeyler bulurum aaa sanki benim aklımdan geçenlere cevaplar veriyor gibi derim...en son çok komik bir yere gülüyüm derken yataktan düşüyordum.Resmen ranzada tepine tepine gülüyorum:))))Tabiki yine bir pucca klasiği 2günde bitirdim zaten.Bide şöyle bir durum söz konusu kitaplarında yazar kendi hayatını anlatıyor bir nevi tuttuğu günlükleri bizimle paylaşıyor ilk başta yazar kendini gizliyordu ama bu sefer yazarını biliyorsun ve baş karakterin yani puccanın sevgilisininde kim olduğunu biliyosun ya daha bir zevkli okunuyor.Önceki kitaplarda merak ediyordun ama sadece merak ettiğinle kalıyordun tabi yazarımızın başına gelenler hep komik şeyler bahtsız bedevi bir nevi kendisi:))))Diyosun ki artık yeter ya şu kız bir evli mutlu çocuklu olsun:)))ama yazarında elinden bişey gelmez çünkü kendi hayatı:)
Normalde yazar kendi hayatından kesitler anlatıyorsa bu kadar ayrıntılı anlatmaz çekinir,fakat pucca o kadar rahat ki o doğallık o rahatlık insanı cezbediyor.Yazarımızın hayatı hiç yolunda gitmez özellikle aşk hayatı onu evliliğe götüren bir ilişki yakalayamamıştır ne yazıkki her genç kızın hayali gibi yazarımızın da en büyük hayali beyaz atlı prensini bulmak beyaz gelinliği giymek ve o pırlanta tek taşı parmağında görmek çocuk sahibi olmak mutlu olmaktır.
Bu kadar gülmelerin yanında aslında yazarın acıklı bir hayat hikayesi var üzülüyorsun oralarada ama kitaplarında daha çok eğlence kısmı ön plana çıkmış.Gerçekten gülmek eğlenmek isteyenlere biraz kafa dağıtıyım diyenlere şiddetle tavsiye edilir...
To be continue...
To be continue...
21 Kasım 2013 Perşembe
Yol hikayeleri
Efenim bilenler bilir yol çilesinin ne menem bi şey olduğu hele ki benim gibi 2 saat yol giden biri için yolculuk çin işkencesine dönüşür.Kulaklığımı takıyım gözümü yumuyum hafif uyuklayaraktan gidiyim derim ama olmazzzzz.Özellikle semt otobüsüne bindiğim an nerde meraklı teyze ,bebekli anne(bazı bebekler çok sevimli uslu oluyor şebek hareketler ,agulu sesler çıkararaktan yolculuğum devam eder :D) şişman abla,horlayan amca ,telefonda konuşması bitmeyen ergen var gelirler beni bulurlar.
Yol boyunca meraklı teyzenin soruları bitmez.Camdan dışarı bakarım ama teyze gelir beni dürter "yavrum nerelisin sen " "buralıyım teyze" "yavrum okuyomusun sen""evet teyzem""yavrum kimlerdensin sen" "nerden bilcen teyzem tanımazsın"yavrum ne olcan sen" "bende bilmiyorum teyze ...:D
Bence en vahimi sevgilisiyle konuşan liseli kız.Kulaklığımı unuttuğum zamanlar sanki biliyolarmış gelir yanıma otururlar yol boyu dinlemek zorunda kalırım."aşkımmmm seviyosun dimi beniiiii ""aşkımmmmm çok tatlısınnnnn."aşkımmmmm özledimmmm seniii" bu konuşma aşkımla başlarrrr öylede giderrr:D
Ayakta gitmekten ise bahsetmiyorum bile bi gün olsun oturamadım ki EGO (erken gelen oturur :DDDD) da hep ayakta gittim okula:P
Efenim ilk yazımızda böyle sitemli oldu ama idare ediverin gariiiiii:D to be continue...
Yol boyunca meraklı teyzenin soruları bitmez.Camdan dışarı bakarım ama teyze gelir beni dürter "yavrum nerelisin sen " "buralıyım teyze" "yavrum okuyomusun sen""evet teyzem""yavrum kimlerdensin sen" "nerden bilcen teyzem tanımazsın"yavrum ne olcan sen" "bende bilmiyorum teyze ...:D
Bence en vahimi sevgilisiyle konuşan liseli kız.Kulaklığımı unuttuğum zamanlar sanki biliyolarmış gelir yanıma otururlar yol boyu dinlemek zorunda kalırım."aşkımmmm seviyosun dimi beniiiii ""aşkımmmmm çok tatlısınnnnn."aşkımmmmm özledimmmm seniii" bu konuşma aşkımla başlarrrr öylede giderrr:D
Ayakta gitmekten ise bahsetmiyorum bile bi gün olsun oturamadım ki EGO (erken gelen oturur :DDDD) da hep ayakta gittim okula:P
Efenim ilk yazımızda böyle sitemli oldu ama idare ediverin gariiiiii:D to be continue...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































